enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,6553
EURO
10,1587
ALTIN
494,20
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Kuvvetli Sağanak
23°C
İstanbul
23°C
Kuvvetli Sağanak
Perşembe Gök Gürültülü
18°C
Cuma Parçalı Bulutlu
21°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

Küçürek Öyküler-21

Küçürek Öyküler-21
REKLAM ALANI
Işığın gölgesinde bir görünüp bir kayboldu… Duru bir içtenlikle sokuldum yanına. Avuçlarımda terden eprimiş bir Türkmen türküsünün yazılı olduğu buruşuk kâğıt parçasıyla kalakaldım… Uzun, dalgalı siyah saçlarıyla Nazan, bir güz devrilişiydi ömrümde. Tomarlanmış gül kurusu gibi bütün acılarını boynuma vursun isterdim. Yazgısını avuçlarımda biriktirdiğim koskoca bir mevsim ağrısı içinde ben, kurumuş bir hayal perdesi gerisinde büyüyüp küçülen tuhaf, acınası ve bekletilen bir yalnızlık avuntusuydum sadece…
Onu, yeniden hatırlanmış bir sonbaharla eskiyen, dağların şehirlere aşkla sokulduğu, cümle kalplerin dünyadan korunaksız kılınıp yanlış bir takvimle sarıp sarmalandığı bir zamanda tanıdım. Ansızın geldi ve her dersin ortasında unutulmaz beyitler söyleyip lirik burkuntularla dolu edebiyat anıları anlatarak sessizce çıkıp gitti her defasında. Aklımda billûrdan gül damlaları, kalbimde ise zamanın sahtiyan, derin izleri vardı. Sınıflara sokulan en ağırbaşlı hâlimle, günler günleri aşkla arşınlar, aylar ağır molalar hâlinde üniversite kampüsünü dış kapısından başlayarak büyük bir hevesle bütün koridorlarında tutkuyla dolaşırdı. Kalp bir hicrana meyyaldi ki, gönül ateşten köprüsüyle acemi bir mihmandar olduğunu sonradan öğrenmiş oldu. Ah ki sevmek, bir gönül yorgunluğunun sûrete çekilmiş dağdağalı sancısıydı…
“Uzat o elindekileri çabuk!” dedi gözlerini kızgın bir kuzgun gibi irice aralayarak. Başımı önüme eğip sustum sadece. Esmer çehresinde güneşin ılık saçları dolaşıyordu, bunu biliyordum. Sesinde çoğalan o pıtraklı mayhoşlukla, “Bu olacak iş değil Kerem, unut artık, delirdin mi sen?” diye sordu. “Nazan” diye başlayan her beyit, merdümgiriz bir ruh için çok fazlaca cüretkârdı. Doğrusu onu, yeniden hatırlanmış bir sonbaharla eskiyen, dağların şehirlere aşkla sokulduğu, cümle kalplerin dünyadan korunaksız kılınıp yanlış bir takvimle sarıp sarmalandığı bir zamanda tanırken bile bu kadar asil bellememiştim. Ansızın gelip ve her dersin ortasında unutulmaz beyitler söyleyerek lirik burkuntularla dolu edebiyat anıları anlattıktan sonra dâhi, her defasında sessizce çıkıp gitmiş de değildi aslında. Bayılıp düşecek gibi oldum birden, “Unutamıyorum hocam, anlayın lütfen!” diye inledim. Sesimde zavallı bir çaresizliğin ızdıraplı yangını vardı. Bir ben miydim yoksa sevginin peşinden üniversite koridorları boyunca koşturan divâne?
“Çok âşığın var diyorlar/ Yalan de yeter bana/ Bir sevda sözü fısılda/ Hazırım inanmaya” Nazan’la başlayan bütün şiirlerde onu yaşıyordum işte. Işığın çevresindeki pervane için yaşamak veya ölmek sanki ne anlam ifade ediyordu ki? Yolumuz hiçbir zaman kesişmeyecekti, bunu da biliyordum üstelik. Umutsuzluğum anlamla birlikte seviyesini çoktan kaybetti sonunda… Zamanın benim için artık ortadan kalktığı bir sabah gözlerimi açtığımda, çılgınca kaleme ve kâğıda koştum. Aklımda billûrdan gül damlaları, kalbimde ise zamanın sahtiyan, derin izleri kaybolmamıştı henüz.
“Nazan, insan ömründen insana verendir ancak. Seni sevdim. Seni karanlıkla örülü bütün gençlik çağıma aydınlık diye sevdim. Mektuplarımı okuyup okuyup ağladığını da biliyorum üstelik. Olacak şey miydi hiç, bir öğrencinin hocasına sevgisini korkusuzca haykırmak? Gidiyorum işte… Önümde ve ömrümde, hiç yaşanmamış hatıraları sızlatarak! Gidiyorum ve gidişim hep bir Nazan’la gümrahlaşacak, bu ten canda sağ oldukça; bitip gideni sevmeyen İbrahim olmak da güzel bu yolda… Hoşça kal!”
Işığın gölgesinde bir görünüp bir kayboldu… Duru bir içtenlikle sokuldum yanına. Avuçlarımda terden eprimiş bir Türkmen türküsünün yazılı olduğu buruşuk kâğıt parçasıyla kalakaldım… “Altın hızma mülayim/ Seni haktan dileyim/ Yaz günü temmuzda/ Sen terle men sileyim”
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.