enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,4962
EURO
34,7711
ALTIN
2.487,71
BIST
9.539,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Az Bulutlu
19°C
Pazar Az Bulutlu
21°C
Pazartesi Az Bulutlu
19°C

Dış Talep Elastikiyeti Meselesi / Prof. Dr. Emre Alkin

Dış Talep Elastikiyeti Meselesi / Prof. Dr. Emre Alkin
REKLAM ALANI
29.03.2023
0
A+
A-

Önemli bir gerçeğin altını çizelim. Türkiye gibi ithalatının çok önemli bir kısmı hammadde aramaları ve yatırım malı olan ülkelerin yüksek katma değerli ihracat yapmaktan başka çareleri yok. Ancak böyle bir gelişmeyi kolayca ortaya çıkarmak mümkün değil. “Marshall-Lerner koşulu” olarak bildiğimiz tez, ihracatta talep elastikiyeti yüksek, ithalatta talep elastikiyeti düşük olan bir ülkenin kolay kolay rekabetçiliğe kavuşamadığını ve kur yükselişlerinin sınırlı faydası olduğunu bize anlatmakta.
Daha basit bir ifadeyle, ithalata mecbur olan ama ihracatı rekabete maruz kalan bir ülkenin dış ticaret fazlası vermesi kolay değil. Bu tip ülkelerde döviz kurlarını yükselişi belki ihracat gelirleri açısından kısa dönemde bir fayda sağlasa da enflasyona geçiş etkisi ortada iken, orta vadede çok ciddi sorunlar yarattığı görülüyor. Şunu kabul etmek lazım ki döviz kurlarının artışından medet uman bir ihracat sektörünün dünya piyasalarına sunduğu malların rekabet avantajı ancak ve ancak rakiplere göre daha ucuz fiyat sunmak ile oluşuyor. Bu meselenin çok daha uzun bir yazıyı hak ettiğini düşünerek şimdilik burada bırakıyorum.
2000’li yıllar başladığında dünya ticaretinde ana belirleyici unsur daha ucuz daha hızlı ve uygun kalitede, istenen zamanda ve miktarda mal tedarikini dünyanın herhangi bir yerinden sağlamaktı. Pandemiden sonra işler değişti ve ülke içinden ya da çok yakından tedarik, kritik mallarda yerli üretim ve tedarikçi bağımlılığından hızla uzaklaşmak olarak “yeni paradigma” belirlendi.

“Dış Ticarette Yeni Paradigma”

Tabii Pandemi ile beraber kazandığımız alışkanlıkların ne kadarının Pandemiden sonra muhafaza edileceği konusunda tam bir fikir birliği yok. Ancak şunu biliyoruz ki, küresel ticarete katılan firmalar artık tedarik güvenliğini ellerinden bırakmak istemiyorlar. Bunun ilk belirtisi stoklama eğilimi ve hızla yükselen emtia fiyatları oldu. Ancak ortaya çıkan sonuç kimseyi memnun etmedi. Dolayısıyla tedarik zincirinde yeniden yapılanma olması beklemesi gereken bir gelişme.
Bu çerçevede tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma gereği duyan sektörler McKinsey ‘in 2020 ağustos ayında açıkladığı raporda şu şekilde belirlenmiş: Çok Yüksek Hızda yeniden yapılanma ihtiyacı olan sektörler ilaç ve eczacılık, hazır giyim, ayakkabı, deri, iletişim ekipmanları olarak öngörülmüş. Yüksek hızda yeniden yapılanma ihtiyacı duyan sektörler ise sağlık ekipmanları, mobilya, tekstil, ulaştırma ekipmanları şeklinde sıralanmış.
Elbette dünya ticaretine katkıda bulunan diğer sektörlerin de yeniden yapılanma ihtiyaçları var ancak yukarıda bahsedilen sektörlerin en acil şekilde durumlarını gözden geçirmeleri ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmaya gitmeleri gerekiyor. Pazara yakınlık, tedarik kolaylığı gibi konular artık dünya ticaretinin en önemli meselesi haline geldi desek, yanlış olmayacak

 

REKLAM ALANI