enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,4794
EURO
34,5707
ALTIN
2.478,66
BIST
9.568,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Az Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
19°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

20 Temmuz, Dünyaya Başka Gözlerle Bakmaya Başladığım Gün / Özdinç Akdel

20 Temmuz, Dünyaya Başka Gözlerle Bakmaya Başladığım Gün / Özdinç Akdel
REKLAM ALANI

Yıl 1974…

Üç kardeşin ortancası olan ben; savaşın korkunç yüzüyle yüzleşmiş 11 yaşında bir çocuktum. Büyüklerimizin yaşadığı telaş, korku ve heyecandan bir kötülüğe doğru sürüklendiğimizin farkına varmıştım. Nitekim 20 Temmuz kaçınılmaz bir kader olarak kapımızı çalacaktı. O gün (20 Temmuz), Avtepe köyünde dedem Mustafa Cuma şehit oldu. Ertesi gün (21 Temmuz) ise, babam Mehmet Abdullah… Annem hem babasını hem de eşini kaybederken ben de babamı ve dedemi kaybetmiştim. Üç çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalan annemi zor günler bekliyordu…
15 Temmuz’dan itibaren Rumlar kendi içlerinde ağır kayıplar vererek çatışmaya devam ediyordu. Babamın 4-5 gün boyunca eve dönmeyişinden toplumlararası savaşın patlak vereceği anlaşılıyordu. Güvenlik amacıyla Mağusa sakinleri antik surların tünellerine taşınmıştı. Bizler ailece Çifte Mazgal dedikleri yere yerleştirilmiştik. Bize bakmaya gelen mücahitlere eş, kardeş ve oğul olan diğer mücahitlerin akıbetleri soruluyordu. 21 Temmuz günü, insanlar kendi aralarında konuşurken babam Mehmet Abdullah’ın şehit olduğuna kulak misafiri olduk. Söylenenlerin doğru olup olmadığını anlamak için sığınağımızdan dışarı çıkmak istesek de çıkmamıza izin verilmedi.
Kısa bir süre sonra çatışmalara ara vermek üzere bir saatliğine ateşkes kararı alındı. Amcam sığınağa geldi ve annemi hastaneye götürdü. Ben ve abim Özmert sığınaktan kaçıp koşa koşa hastaneye vardık; ancak içeriye alınmadık. Ben hastanenin yanındaki evin avlusunda bulunan büyük bir ağacın altına çekilip ağlaşmaları dinliyor arada söylenenleri anlamaya çalışıyordum. Eski Cumhurbaşkanımız Dr. Derviş Eroğlu’nu ilk görüşüm de oradaydı; bitkinliğini ve yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım.

Babasız kalmış olmanın ne anlama geldiğini düşünüyordum…

Ateşkes bitmeye yakındı; sığınağa geri dönmek yerine hastaneye yakın olan evimize dönmek istedim. Eve varır varmaz çatışmalar tekrar alevlendi; ben ise evimizin boş odalarında anlamsızca dolaşıyordum. Annemin, kardeşlerimin yanına dönmem gerekiyordu. Sığınaktan hastaneye doğru koşarken sandaletlerim kopmuştu; onların yerine başka ayakkabı giyip sokağa fırladım. Giydiğim ayakkabıların tekeş olduğunu fark ettiğimde çok geçti; ateşin ortasındaydım artık. Oraya buraya düşen vızıltısını kulağımın dibinde hissettiğim havan mermileri arasında ilerlemeye çalışırken bir mücahit beni gördü ve yolun ortasından alıp kendi mevzisine götürdü. Çatışmalar dinene kadar orada kalacaktım. Bu arada kum torbası doldurmakla meşgul olan mücahitlere de yardım etmiştim.
Çatışmalar dindikten sonra beni annemin olduğu sığınağa götürdüler. Annemin ağlamaları ve tuttuğu yastan başımıza ne geldiğini idrak etmiştim. Zaman durmuş gibiydi… Etrafa boş boş bakıyorduk. Her şeyin anlamsız hale geldiği bu anda babasız kalmış olmanın ne anlama geldiğini düşünüyordum…
İkinci Harekat dediğimiz 15 Ağustos’a kadar devam edecek olan bir ateşkes daha oldu. Bu yüzden herkes sığınaklardan çıkıp evlerine dönmüştü. Biz de evimize dönmüştük ama bir kişi eksik olarak… Babasız! Halimiz ne olacaktı? Annemi üç çocuğuyla nasıl günler bekliyordu? Başka bir eve dönmüş gibiydik. Bundan sonra hayata tutunmak kolay olmayacaktı. Bizi taziye ziyaretine gelenlerin yüzünde merhamet ifadesinden başka bir anlam olduğunu fark ediyordum. ‘ iyi ki, bu bizim başımıza gelmedi.” der gibi bakıyorlardı sanki. Evet, bizim başımıza gelmişti; biz, babasızdık artık…

İyi ki büyük teyzelerim vardı

İkinci harekat başladığında aynı sığınağa geri dönmeyip tanıdığımız bir ailenin bodrum katına sığınmıştık. 20 Temmuz öncesi küçük kız kardeşim Pembe annemin köyü olan Avtepe’ye gitmiş; savaş patlak verince de orada kalmıştı. Güvenli olmamasına rağmen eniştem, özel izinle kız kardeşimi almaya gitmişti. Kız kardeşim eve sağ salim döndüğünde sevinmiştik ama aldığımız başka bir haber bizi yeniden yıkmıştı. Annemin babası Mustafa Cuma’nın 21 Temmuz’da şehit düştüğünü o zaman öğrenmiştik.. Bu acı haber annemi bir kez daha derinden yaralamıştı. Evlatlar olarak bizler bu durum karşısında kahroluyorduk. İyi ki büyük teyzelerim vardı. Bizlere her açıdan destek olmuşlar bir süre sonra da Kıbrıs’tan temelli ayrılıp Türkiye’ye yerleşmişlerdi.
Savaş sona erip hayat normale dönmeye başlayınca annemin köyü olan Avtepe’de neler olup bittiği hakkında haberler gelmeye başladı. 20 Temmuz’da dedemle birlikte köyde şehit düşenlerin sayısı dörttü. Aynı gün, daha fazla zayiat yaşanmasın diye köylü silah bırakarak teslim olmuştu. Dedem savunma yaptığı yeri tüm ikazlara rağmen bırakmayıp teslim olmadığı için Rumlar tarafından orada vurulup şehit edildi. O gün Rumlar, çevre köylerden esirleri toplayıp şehit düşen dört kişiyi de gömdüler; ancak dört kişiyi de tek bir mezara!.. Bunu gören köylüler gelip neneme olayı anlattı. Köyün ileri gelenlerinden yardım isteyen nenemin bu isteği karşılıksız kalınca köyün kadınlarından yardım istedi. Köyde bulunan Rum birliklerinin başında olan subaydan izin alarak mezarlığa gittiler. Nenemle birlikte mezarlığa giden kadınlar yeni kazıldığı belli olduğundan dört köylünün hangi mezarda olduğunu anlayarak mezarı kazdılar. Dedem en üstte olandı. Kadınlar şehitleri mezardan tek tek çıkarıp kendi kazdıkları mezarlara ayrı ayrı gömdüler. Nenem, dedemi evden getirdiği beyaz çarşafa sarıp öyle defnetti. Dualarını da okuduktan sonra mezarlıktan ayrıldılar.
Savaşın yaralarını sarmak; üzerinden zaman geçse de böyle bir travmayı atlatmak kolay değildi. İlk zamanlar yakın çevremizden aldığımız destekle bir yere kadar gidebildikten sonra artık başımızın çaresine bakmamız gerektiğini biliyorduk. Annem ve biz üç kardeş birbirimize sığınarak kendi sorunlarımızın üstesinden çekirdek aile olarak gelmeli, hayatın zorluklarına göğüs germeliydik.

YAZININ DEVAMI;

https://haberkibris.com/ozdinc-akdel-yazdi-20-temmuz-dunyaya-baska-gozlerle-bakmaya-basladigim-gun–1435-2023-07-19.html

REKLAM ALANI