enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,6274
EURO
10,1287
ALTIN
493,26
BIST
1.395
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Kuvvetli Sağanak
23°C
İstanbul
23°C
Kuvvetli Sağanak
Perşembe Gök Gürültülü
18°C
Cuma Parçalı Bulutlu
21°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

Küçürek Öyküler-22

Küçürek Öyküler-22
REKLAM ALANI
Sokulsana bana” dedi gülkurusu sesiyle. Geçmişin o solgun, siyah beyaz hatıralarına doğru uzanan, ince ve keskin bir kemanla ağırlandı ruhum birden. Güneş yanığı yüzümü boşluğa çevirip geceyi uzun uzun kokladım; akasyalardan süzülen şenliğin taraçalarda bekleyen güvercinlerini hayal ettim o ân. Orada olmalıydılar işte. Orada iki kalp tıpırtısı, resimli iki masal merakı içinde, biz zavallı insanları anlamaya çalışıyor olmalıydılar mutlaka. Sırtım gülkurusu sese dönük, “Muhittin’in söyledikleri doğru mu peki?” diye sordum. Araya giren sessizlik içinde, yaprakların hışırtısına karışan uzaklarda bir köpek peş peşe havladı. Yumruklarımı hırsla sıktım. Sesini çıkarmadı hiç. Geceyi içimin derin kederine doğru hırsla çekip geriye dönerek, gömleğimin cebinden çıkardığım mektubu öfkeyle yüzüne fırlatıp, “Bunu da çeyizinin en müstesna eşyası diye saklarsın herkesten öyleyse, al bakalım!” diyerek haykırdım. İçimde birdenbire gececil kuşların ürküttüğü aşkın taç yapraklarından oluşan acımış, iyimser bir nehir akıp gitti, zehirlendim…
Boynumun altına kıstırdığım kemanımla Samime Sanay’dan içli şarkılar çaldım ertesi gece. İçenleri seyredip insanı hazla coşturan şarabın ve aşkın kimyasına sığındım. Gazinonun sahne gerisinde çerçeveli, büyükçe bir Türkân Şoray fotoğrafı ne yana dönsem sadece bana bakıyordu sanki. O baktıkça içlenip daha ağır şarkılar çalmaya, gözlerim kapalı, âdeta kemanı inletip ağlatmaya başladım… Bu ne kadar sürdü bilmem. İçimde, çaldıkça örselenmiş eski yaralar yeniden ve birer birer kanıyor, bir yerlerde gramofondaki taş plaklarda hiç durmaksızın Zeki Müren söylüyor, söylüyor ve hiç bıkmadan söyleyip ağlıyordu… Gözümü açtığımda patron karşımda, henüz sahne alan acemi bir hanendeyle birlikte bütün çakırkeyifler bana bakıyordu. Şefkat dolu, acıyan bir sesle, “Niyazi sen odama gel evladım.” dedi patron. Utana, büzüle gittim. “Zeynep gittiğinden beri iyi değilsin, seni anlıyorum. Aşk hummalı, büyülü bir hastalıktır evladım. Lakin bu böyle gitmez, aklını başına toplamalısın artık.” dedi ve büyük bir susuşla elinde tuttuğu kehribar tespihinin tanelerini usul usul çevirmeye başladı.
Saz dağıldıktan sonra patronla son defa vedalaşıp çıktım pavyondan. İçimde göçmen kuşların hep birlikte ağlaştıkları sahte bir sakinlik gölü vardı. Yol boyunca o gölün kenarında uzun uzun ağladım ben de. Nazmi’yle karşılaştık. Darbukası sesini kaybetmiş artık, değiştirmeye gittiğini söyledi. Yüzüme bakıp, “Niyazi abi hiç iyi görünmüyorsun, ister misin gidip sahilde kafaları çekelim?”
Aylar sonra uğradım “Maksim” gazinosuna. Tam on yılım geçti burada. Patron sıcacık bir tebessümle karşıladı. Kafamı içeri uzattığımda sahne gerisinde duran Türkân Şoray’la göz göze geldik. Hâlâ beni takip ediyordu. Sonra patron, odasında, siyah deri döşemeli, eski koltuğunun arkasındaki kasayı çabucak açtı. “Kimseye vermedim evlat, senin gibi çalanı da görmedim daha. Sil bakalım gönlümüzün pasını da neşemizi bulalım bir parça.” dedi. Yüreğim kabardı birden. Uzaklardan taşıp gelen bir tren sesi, içimde durmaksızın ağladığım o sakinlik gölünde bekleşen göçmen kuşların ağıtlarına karıştı. Gözlerimi kapayıp aldatılmış bir kalbin lirik notalarına parmaklarımı sıkıca, kanatırcasına bastırdım. Yanlış bir uçurumla derinleşen yüksek bir dağdan düşüyordum biteviye.
Muhittin’i en son üstü açık, altmış beş model kırmızı bir şevrolede gördüğümde, yanında Zeynep vardı. Buruk, neftî ve ağır sancılı hatıralarla kanadım bir daha. Ansızın kızıla boyandı içim. Sakinlik gölündeki yalnızlık kuşları, o günden sonra göçmen olduklarını bir daha hiç unutmadılar. İnce bir keman sesiyle koştuğum deniz, bulanıp duran safrasından bir anda tanımadığım kıyılara savurdu beni.
Nereye gitsem, ne yana dönsem, biliyordum ki Türkan Şoray artık “Maksim”de değil kalbimdeydi…
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.