enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,1976
EURO
35,0210
ALTIN
2.501,81
BIST
11.067,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
23°C
Cumartesi Az Bulutlu
22°C

Medyada Gördüğümüz, Duyduğumuz Haberlere Ne Kadar Güvenelim?

Medyada Gördüğümüz, Duyduğumuz Haberlere Ne Kadar Güvenelim?
REKLAM ALANI
17.10.2019
0
A+
A-
Sanırım Ekim 1996 idi, İzmir’in Aliağa ilçesindeydim. Bir akşam üzeri  bir siyasi parti ilçe başkanı olan aile dostumuz Faysal Bey aradı ve bana Bosna Hersek’ten gelen bir misafiri olduğunu ve benimle tanıştırmak istediğini söyledi. Bu misafirin Bosna savaşında komutanlık yapmış olduğunu da söyleyerek benim mutlaka görüşmem gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Ben de kendisini kıramadım ve yanlarına gittim. 40-45 yaşlarında aksanı bozuk bir Türkçe ile konuşan misafir anlaşılan bizim arkadaşları oldukça heyecanlandırmıştı. Bosna savaşının anıları çok tazeydi. Hele ki Srebrenitsa katliamının üzerinden henüz bir yıl geçmişti. Bütün Türkiye’yi acıya boğan ve bir türlü yardım ulaştırmaya çalıştığımız o mağdur ve mazlum kardeşlerimizden biri, hem de bir komutan, bir gazi şu anda karşımızdaydı.
Peki bu kişinin sözlü olarak anlattıklarından başka bizi ikna edecek bir kanıt var mıydı? Evet, bu misafirin elinde belge niteliğinde bir yayın vardı. Savaşın en yoğun zamanlarında o günlerdeki Türk medyasının özellikle islamcı kesiminde yoğun bir Bosna haber, yorum ve makaleleri yayınlanmıştı. Yörünge dergisi de o yıllarda islâmî, özellikle milli görüşçü kesimde oldukça popüler bir dergiydi. Bizim misafirin elindeki belge niteliğindeki kanıtı da işte bu derginin kendisini kapak konusu yaptığı ve 8-10 sayfa resimli bir röportajının yayınlanmış olduğu bir sayısı idi.
Bir de bu misafir o röportajın yapıldığı günlerde bir çok parti, dernek ve vakıf ziyareti yapmış. Bu ziyaretlerde çekilmiş bol miktarda resim de çantasındaydı ve bunları da arkadaşlarımızla beraber gördüğümüzde misafirle ilgili ben hariç bütün arkadaşlar ikna olmuşlar ve gözyaşları ile anlattıklarını dinliyorlardı.
O akşam bir çok arkadaş bu misafiri görmek için toplandı, onun bozuk ve aksanlı bir Türkçe ile anlattığı abartılı savaş hikayelerini dinledi. Bir kısmı gözyaşlarını tutamadı. Ben ise bu misafirin anlattıklarını askeri yönden çok tutarsız ve çelişkili buluyordum. Biraz daha açık yakalamak için bazı sorular soruyordum. Aliya İzzetbegoviç ile ilgili sorularımda ise tamamen açık verdi. Eski Yugoslavya döneminde Aliya ile birlikte hapis yattıklarını bile söyledi. Savaşta cephe komutanı olduğunu söyleyen misafirimiz ne cephesini tam olarak tanımladı, ne üst ve bağlı birliklerini, ne diğer komutanları. Hepsini duygusal hikayelerle geçiştirdi. Sağolsun arkadaşlarımız duygusallıkları ile sordukları sorularla benim başka türlü sorular sormama fırsat vermediler.
O gece misafirimizi benim evimde konuk ettik. Ben şüphelerimden dolayı misafiri temkinli ve kontrollü bir şekilde evimde yatırdım.
Gelelim misafirimizin sebebi ziyaretine. Bosna Hersek’te savaş sonrası yetim kalan çocuklar için kurulan bir vakıfta çalışan bu eski komutan(?), bizim gazi misafir, bu vakıf için İzmir’den kuru üzüm almaya gelmiş. Bizden de para veya maddi bir yardım da istemiyormuş(!). Sadece kuru üzüm almak için uygun yer arıyor, bizim arkadaşların tanıştırmasını istiyormuş.
Ertesi gün misafire bir arkadaşımızın yardımcı olması hususunda konuşuldu. Sabah bu arkadaşımızla misafirimiz Menemen’e üzüm tüccarları ile tanışmaya giderken ben arkadaşımızı bir kenara çekerek “sakın ola bu kişiye kefil olma, hatta sıradan bir yabancı gibi tanıştır ki esnaf da duygusal yaklaşmasın” dediğimde arkadaşım biraz garip karşılaşa da onu ikna ettim ve onları bu şekilde gönderdim.
Onlar gider gitmez ben de hemen telefonun başına oturdum ve bu misafir ile ilgili bilgi toplamaya başladım. O yıllarda cep telefonu herkeste yok, internet çok kısıtlı idi. Ben bu kişinin kim ve neci olduğunu Bosna Hersek Büyükelçiliği, Bosnalılar dernekleri ve buna benzer bir çok yurtiçi ve yurtdışı kurum ve kuruluştan sordum. Tahmin ettiğim gibi hiç kimse bu adamı tanımıyordu. Sonra Yörünge dergisini aramak istedim fakat telefon numarasını bir türlü bulamadım. Misafirin bize gösterdiği dergi çantasındaydı ve çanta benim yanımda emanetti. Derginin numarasını almak için bu çantayı açmalıydım. Şüphelerimde büyük ölçüde haklı olduğumdan da güç alarak yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve misafirin bana emanet bıraktığı çantayı çok tereddüt etmeme rağmen açtım. İyi ki de açmışım dergiyi alırken çantada misafirin bize göstermediği bir çok resmini daha gördüm. Bu resimlerde misafirimiz pavyon benzeri yerlerde kadınlarla alem yaparken neşeli pozlar vermişti.
Neyse, ben dergiden numarayı aldım ve İstanbul’da Yörünge dergisinin merkezini aradım ve derginin genel yayın yönetmeni Resul Tosun ile görüştüm. Kendisine elimdeki derginin baskısının gerçek olup olmadığını, bu sayıda kapak konusu yaptığı kişiyi tanıyıp tanımadığını sordum. Bana verdiği cevapta o günlerde Bosna savaşı konusunda çok bilgi/haber ihtiyacı olduğunu kendilerinin de her buldukları haberi teyit etmeden hemen yayına verdiklerini, bu adamın haberini de böyle yaptıklarını ama sonrasında bir sahtekar olduğunu anladıklarını, bu yolla bir çok kişiyi de dolandırdığını öğrendiklerini, bu durumu da bir kaç ay sonra bir uyarı ve özür olarak dergide yazdıklarını söyledi. Ben de kendisine bir gazeteci, dergici, yayıncı olmadığım halde yanımıza gelen bu kişiyi saatlerdir araştırdığımı, emin olmadığım bir kişiyi dostlarımla tanıştırmaktan bile çekindiğimi, kendisinin bir yayıncı, dergici, gazeteci kimliği ile ve yaptığı yayınlarla insanlara doğru bilgi ve haber vermek gibi bir sorumluluğu olduğu halde niçin böyle özensiz ve dikkatsiz davrandıklarını, teyit edilmemiş bilgi/haberi yayınladıklarını, üstelik de bu kişiyi kapak konusu yaparak sayfalarca söyleşi yaptıklarını belirterek sert bir şekilde eleştirdim. Resul Bey de benim haklı olduğumu, bu konuda daha sonra özür yayınladıklarını, savaş günlerinde acil haber ihtiyacından dolayı bu hassasiyeti ihmal ettiklerini belirterek tekrar özür beyan etti. Fakat bence özürü de kabahatinden büyüktü.
Bizim hikayenin devamına gelecek olursak. Arkadaşım ve davetsiz misafirimiz döndüklerinde beni çok sert ve elimde tüm dergi ve fotoğraflarla buldular. Dolandırıcı olduğu anlaşılan şahsa derhal burayı terk etmesini söylediğimde “ben sizden bir şey almadım, para falan da istemedim” diyerek bir de utanmadan elimdeki dergi ve resimleri istedi. Ben de onları vermeyeceğimi derhal gitmezse polis çağıracağımı söyledim. Bunun üzerine kaçarcasına çıktı ve gitti.
Yaşadığımız bu olayla ilgili beni böyle davranmaya iten okullarda aldığım eğitimin yanında şu iki ayet çok etkili olmuştur;
Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. (Hucurat 6)
Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. (Mümtehine 10)
Şimdi şöyle o günden bugüne doğru bakınca medyanın ne kadar değiştiğini herkes biliyor. Hatta şimdilerde 18-20 yaşlarında olan gençlerimiz telefonsuz, internetsiz bir dönemi hiç bilmezler.
Günümüzde herkesin çok yoğun bilgi/haber etkisi altında olduğu aşikar. Ancak bu maruz kalınan haberler hangi süzgeçlerden geçirilerek bize ulaşıyor? Ya da tam tersi hangi odaklar/merkezler/kuruluşlar bu haberlerin nasıl servis edilmesine karar veriyorlar. Aslında ne oluyor ve bize ne gösteriliyor, sunuluyor?
Bir de sosyal medya denilen herkesin haber/bilgi yaydığı bir mecra var ki ömür törpüsü.
Sevgili okuyucu hakikati mi arıyorsun, bizzat ve bilfiil yaşadığın, sanal olmayan ailen, akraban, komşun, arkadaşın, işverenin, çalışanın, müşterin ve elinin dokunabildiği tüm insanlar ve diğer canlılarla sahici ve sağlam ilişkiler kur. İlken insanlık ve iman ettiklerin olsun. Benim ilkem Bakara Suresi 177. ayette Rabbimizin buyurduklarıdır:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.

Peyami Bayram
14.10.2019
İstanbul

REKLAM ALANI