enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,5044
EURO
34,6362
ALTIN
2.480,03
BIST
9.616,73
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
19°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

Pandemi Tam Bitmedi, Dertleri De Olduğu Gibi Kaldı…/ Prof. Dr. Emre Alkin

Pandemi Tam Bitmedi, Dertleri De Olduğu Gibi Kaldı…/ Prof. Dr. Emre Alkin
REKLAM ALANI
04.05.2023
0
A+
A-

2000’li yılların başlarında dış ticaret erbabının en önemli meziyeti “tedarik zinciri yönetimi” idi. Örnek verelim:
Pakistan’da kumaşı üret, Mısır’da pantolon haline getir oradan da kotasız tarifesiz ABD’ye sat. Bu operasyon bugün zor gibi gözükse de, o günlerde ciddi maliyet avantajı yaratıyordu. Çinliler bu işleyişi bozmak için sürekli fiyat kırarken, rakiplerin şikayetlerine Dünya Ticaret Örgütü ve CATO gibi sivil oluşumlar pek kulak asmadı. “Serbest Ticareti” sanıyorum “kuralsız ticaret” gibi tanımlıyorlar idi. Hatta o zamanların WTO Başkanı olan Pascal Lamy, seçilmeden önce “burası bir ortaçağ örgütü” demişti. Gayet iyi hatırlıyorum, Hong Kong’daki genel kurul toplantısında kendisiyle alay etmişti. Türkler “büyük lokma ye, büyük laf etme” der. Boşuna değil.
Her şey iyi güzel giderken, dünya ticareti ilk darbeyi 2008-2009 Krizinde, ikinci ve belki de en ciddi darbeyi 2020 Pandemisinde aldı. Yüzyılın başındaki uzun mesafelere yayılmış ve konteyner fiyatlarının düşük seyrettiği “tedarik zinciri yönetimi” süreci bir anda sona erdi. Herkes ya ülke içinden ya da çok yakındaki ülkelerden tedarik etmek için kolları sıvarken, Los Angeles Singapur arası konteyner fiyatları 15.000 Dolara yaklaştı. Artık herkes biliyor ki eskisi gibi 500 Dolarlık konteyner fiyatları olmayacak.
İşin kötüsü elinde her türlü hammadde veya aramalını bulunduranlar fiyatları yukarı doğru sürmeye başladı. Fiyatına razı olan bile üretim için gereken emtiayı bulamaz hale geldi. Koca koca firmalar dev boyuttaki üretimlerini parmak ucu kadar çipleri bulamadıkları için ertelediler, milyarlarca dolarlık ciro kayıpları ortaya çıktı.
Tüm bunlar olup biterken bir başka akım başladı: Yeşil Mutabakat. Pandemide evde oturduğu için etrafı daha az kirleten gelişmiş ülkeler, Venedik Kanallarında yunus balıklarını, tepelerindeki masmavi temiz gökyüzünü, avlanmadıkları için kıyılara kadar gelen balinaları sosyal medyadan takip eden Avrupalılar, ticaretteki kayıplarını telafi etmek için bu projeyi ambalaj olarak kullanmayı fırsat bildiler. ABD ve Uzak Doğu’da Yeşil Dalga vs olarak tanımlanan akımla beraber ülkeler “karbon sıfır” olacakları yıl için taahhüt altına girdiler. Böylece konvansiyonel üretim yapan ülkeler daha büyük maliyetlerle karşı karşıya kaldılar. Buraya kadar yaşanan korku filminin mutlu son ile bitmediğini, filmin hala devam ettiğini görüyoruz.
Pandemi aslında öldürücü gücünü kaybetse de, insanları hasta düşürmeye devam ediyor. Ancak maske zorunluluğu kalktığı ve “sürü bağışıklığı metodu” benimsendiği için günlük hayata derc oldu diyebilirim. Ancak, pandemi ile beraber benimsediğimiz alışkanlıklar piyasalara öldürücü darbeler vurmaya devam ediyor.
Nadir Elementlere erişim belki de ortaya çıktıkları tarihten beri ilk defa bu kadar zorlaştı. Çipler ve yarı iletkenlere ulaşmak 2024’ün sonuna kadar hiç kolay olmayacak. Ülkeler fiyatlar yükselmesin diye kendi ürünlerine ihracat yasağı koymayı adet edindi ama enflasyon hala düşmüyor. Ülkeler kendi kendine yetme ve milli üretim telaşına kapıldı, bu durum uluslararası firmaların çalışma biçimlerini de etkilemeye başladı, bölge merkezleri (headquarter) yer değiştirmeye başladı. “Gıda Milliyetçiliği” gibi tam olarak nereye koyacağımızı bilmediğimiz bir akım oluştu, dolu dizgin devam ediyor.
Tüm bu gelişmeler bazı sektörlerde acilen “tedarik zinciri yönetimi” meselesinin ele alınması gereğini ortaya koyuyor. “Yer değiştirmek için çok büyüğüm” demeden şimdi sayacağım sektörlerin elini çabuk tutması gerekiyor. Aksi takdirde 2024 onların kabusu olacak.
Çok yüksek Hızda Yeniden Yapılanma İhtiyacı: İlaç ve Eczacılık, Hayır Giyim, Ayakkabı, Deri Sektörü, İletişim Ekipmanları
Yüksek Hızda Yeniden Yapılanma İhtiyacı: Sağlık Ekipmanları, Mobilya, Tekstil ve Hammaddeleri, Ulaştırma Ekipmanları.
Orta Hızda yani “çok da sallanma” anlamına gelen bir Yeniden Yapılandırma İhtiyacı ise Bilgisayar ve Elektronik, Elektrikli Teçhizatlar, Havacılık ve Uzay, Metal Eşya, Kauçuk ve Plastik sektörlerinde görülüyor. Bunları ben söylemiyorum. McKinsey Global Institute 2020 raporunda yazıyor hepsi.

“Firmalar İçin Yol Haritası..”

Pandemi sonrası tam toparlanmanın eşiğindeyken Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi zaten kırılgan seyreden piyasaları daha da bozdu diyebilirim. İmalat Sanayi PMI rakamları 2021 ortalarında düzelmişken tekrar 2020 yılının Haziran seviyelerine geri döndü. Emtia Fiyatlarındaki sakinleşme maalesef “fiyatların oturması” değil daha çok büyüme endişelerinden kaynaklanıyor desem yanlış olmaz. Elbette resesyon beklemiyoruz ama her an ABD ya da AB’deki Bankalardan kaynaklanacak bir tuhaflık için de tetikteyiz.
Açıkçası 2020’den beri peşimizi bırakmayan iki senaryonun arasında gidip geliyoruz:
– Ilımlı Büyüme ve Yüksek Enflasyon
– Düşük Büyüme ve Yüksek Enflasyon
İçinde yaşadığımız şartlar altında faizleri yükseltmek ya da düşürmek düşürmek tek başına yeterli olmuyor. Gıda Fiyatlarının sürekli yükseldiği ve tedarik imkanlarının giderek azaldığı bir ortamdayız. Geçenlerde bir Amerikalı Dostum “şükran gününde yediğimiz Hindi’nin fiyatı 20 yılda % 100 arttı” deyince güldüm. “Biz o seviyede artışları 3-4 ayda gerçekleştiriyoruz” dedim. Duyduğuna inanamadı. Peki ne yapmak lazım ?
Açıkçası hükümetlere tavsiyede bulunmaktan sıkıldım, çünkü herkes kendi aklını beğeniyor ve bir sonraki seçime odaklandığı için popüler işler peşinde günleri harcıyor, seçeneklerin “son kullanma tarihi” geçiyor. Bu sebeple geçmişin acı tecrübeleriyle yazılmış kurallara saygı göstermiyorlar. “Derde deva olmuyor bu ilaç” diye demagoji yaparken, hastayı ameliyatlık hale getirdiklerini görmüyorlar.
Dolayısıyla biz sade vatandaş ve işletmelere öneride bulunayım dedim:
– Sorun olduğunda çözüme odaklan: İç ve Dış Paydaşlara soru sorarak kesiklerini gider. Tahsilat, tedarik, kalite, insan kaynakları ve teknolojideki durumunu düzelt
– Direncini artır: Denize düşmeden yüzmeyi öğrenmen gerekir. Tecrübe ettiğin ve atlattığın krizlerden ders çıkar, kazanan taktiği sakın değiştirme.
– Hedeflerine Ulaşmayı Doğru Planla: Yüksek ciro ve karlılık için organizasyonu değil, çözümünü büyüt. Çok sayıda insan ve çok büyük metrekarelere ihtiyacın yok artık.
– Yeni Normali Gör: Aslında eski normalden farklı değil yeni normal. Küçük ölçekte isen piyasaya göre şekil alacak esneklikte ol, büyüksen piyasaya şekil verirken etik davran.
– Değişime Hazır Ol: En iyi fikir bile buzdolabında sakladığın muz gibi çürür. Yeni fikirleri bekletmeden uygula, hayatta kalmak için sürekli değiş.
Bahsettiklerim zaten dünyanın hiçbir yerinde siyasetin başarabileceği işler değil. Ancak firmalara siyaset gibi “negatif seleksiyon” üzerinde çalışmaz. Hayatta kalmak için her zaman daha iyisini yapmak zorundadırlar.
Pandemi’de edindiğimiz alışkanlıklardan belki de en faydalısı “kendi kendine yetmek” oldu. Bunu başaran zaten kendini zengin hissediyor.

REKLAM ALANI