Bir Müslümanın Marksizm’e bakışı, onu sadece bir ekonomik teori olarak değil, aynı zamanda modern dünyanın temel ideolojilerinden biri olarak eleştirel değerlendirmeye dair bir yaklaşımı baz almalıdır.
Bununla birlikte, Marksizm’i doğrudan sistematik olarak bir hedefe koymaktan ziyade, ona İslam düşüncesi, medeniyet, modernlik, sekülerleşme ve siyaset tartışmaları üzerinden atıfta bulunmak gerekir.
Genel hatlarıyla yaklaşımımızı şu başlıklar altında özetleyebiliriz:
Marksizm’i modern Batı düşüncesinin bir ürünü olarak görmek…
Buna göre Marksizm, kapitalizme yönelik güçlü eleştiriler geliştirmiş olsa da, onunla aynı düşünsel zemini paylaşır. Her ikisi de modern Batı’nın tarih, insan ve toplum tasavvurunun ürünleridir.
Bu nedenle Marksizm’in: seküler, materyalist, tarih merkezli ve ilerlemeci karakter taşıdığını gözden kaçırmamak gerekir.
Buna bağlı olarak, İslam’ın insan ve toplum anlayışının ise bunlardan farklı ontolojik ve ahlaki temellere sahip olduğunu da akılda tutmak gerekir.
Marksizmin kapitalizme yönelttiği bazı eleştirilerin isabetli olduğu takdire şayandır.
Örneğin; emek sömürüsü, gelir adaletsizliği, yabancılaşma, metalaşma ve tüketim kültürü gibi konularda Marksist literatürün önemli tespitler yaptığı bilinen bir gerçektir.
Ancak buna rağmen sorun, teşhisten çok çözüm önerilerindedir.
Diyalektik materyalizm reddedilmelidir
Marksizm’in temelini oluşturan diyalektik materyalizm, İslam düşüncesi ve Müslüman için kabul edilebilir değildir.
Çünkü bu yaklaşım: metafiziği dışlar, vahyi reddeder, insanı ekonomik ilişkilerin ürünü olarak açıklar, dini “üst yapı” kurumu şeklinde yorumlar.
Zira insan yalnızca ekonomik değil; ahlaki, manevi, kültürel ve dini boyutlara sahip ola gelmiştir.
Sınıf mücadelesi tek açıklayıcı ilke değildir!
Marksizm’in tarihi sınıf mücadeleleri üzerinden açıklamasını indirgemecidir.
Buna göre tarih; inanç, ahlak, kültür, hukuk, siyaset ve medeniyet gibi çok sayıda unsurun birlikte şekillendirdiği karmaşık bir süreçtir.
Müslüman İslam ile Marksizm’in sentezlenmesine mesafeli olmalı…
Türkiye’de zaman zaman ortaya çıkan “İslamî sosyalizm” veya “İslam ile Marksizm’in sentezi” girişimlerini ikna edici değildir.
Bunun temel nedeni iki dünya görüşünün: insan anlayışı, varlık anlayışı, tarih anlayışı, özgürlük anlayışı bakımından farklı ontolojik temellere dayanıyor olmasıdır.
Bu konuda dikkat çeken yönlerinden biri, Marksizm’i eleştirirken sol düşüncenin bütün temsilcilerinin toptan reddedilmemesi önem arz etmektedir.
Özellikle; emperyalizm eleştirisi, küresel kapitalizm, gelir adaletsizliği, yoksulluk, sömürgecilik gibi konularda farklı düşünce gelenekleriyle ortak tartışma zemini kurulabileceğini savunulabilirliğine dikkat etmek icap eder.
İslami hareketlerin Marksist kavramları ödünç alması eleştirilmeli…
Zaman zaman bazı İslami çevrelerin; devrim, sınıf, öncü kadro, tarihsel zorunluluk ve ideolojik mücadele gibi kavramları Marksist içerikleriyle kullanmalarının yanlışlığını işaret edilmelidir.
Zira İslami hareketin, kendi kavram dünyasını Kur’an, sünnet ve İslam düşünce geleneğinden hareketle üretmesi daha uygun düşer.
Genel değerlendirme
Marksizm’e yaklaşımımız ne mutlak bir reddiye ne de yakınlaşma şeklindedir. Yaklaşımı “eleştirel ayrıştırma” olarak nitelenebiliriz:
O zaman;
Kapitalizme yönelik teşhislerinden yararlanılabiliriz, ancak Marksizm’in ontolojik, epistemolojik ve tarih felsefesini İslam’la bağdaşmayacağını bilmek zorunda olduğumuz gibi, İslam’ın sosyal adalet anlayışının, ne kapitalizme ne de Marksizm’e indirgenebileceğini de baştan bilmeli ve kabul etmeliyiz.
Dolayısıyla kapitalizm ile Marksizm modernliğin iki farklı yüzü olarak değerlendirilirken, İslam bunlardan bağımsız ve kendine özgü bir medeniyet tasavvuru sunan alternatif bir paradigma olarak öne çıkar.