Bazen bir şehrin en büyük bilgesi, üniversitede ders veren biri değildir. Bazen en derin hakikat, kürsülerden değil; sokaklardan yükselir.
Mardin’in hafızasında böyle bir isim vardır: Ammo Bahe. Sinop’un vicdanında ise bir diğeri: Âşık Ecevit.
Hayatları boyunca birçok insan onlara tek bir sıfat yakıştırdı: “Deli”
Ne ilginçtir ki tarih, bu kelimeyi çok cömert kullanmıştır. Sokrates, Atina’nın düzenini bozduğu söylenerek ölüme mahkûm edildi.
Yunus Emre, yaşadığı dönemde birçok kişi tarafından anlaşılmadı. Mevlânâ’nın seması, ilk zamanlarda kimi insanların gözünde tuhaf bir hareketten ibaretti.
Çünkü toplumun çoğunluğu, farklı olanı önce yadırgar; sonra yargılar, en sonunda ise anlamaya çalışır.
Ammo Bahe’nin büyük serveti olmadı. Âşık Ecevit’in yaşam koşullarını da en iyi Sinoplular, yani hemen her gün onun aynı durakta beklediğini görenler iyi bilir.
Ama ikisinin de sahip olduğu, bugün milyonlarca insanın satın alamayacağı bir zenginlik var: Temiz bir ruh…
İnsanları menfaat için değil, “insan oldukları” için sevmek… Selam verirken bir karşılık beklememek… Kırılınca kin tutmamak… Unutulacağını bile bile iyilik yapmaya devam etmek…
Modern dünya bize başarılı olmayı öğretiyor. Ama iyi insan olmayı aynı kararlılıkla öğretiyor mu?
Çocuklarımıza yabancı dil öğretiyoruz, yapay zekâyı öğretiyoruz. Finansı, yazılımı, pazarlamayı öğretiyoruz. Peki…
Merhameti kim öğretiyor? Vefayı kim anlatıyor? Kalp kırmamayı hangi okulun müfredatında görüyoruz?
Belki de bu yüzden bazı insanlar öldükten sonra yalnızca mezar taşına dönüşür. Bazıları ise bir şehrin hafızasına…
Ammo Bahe’nin adı bugün Mardin sokaklarında hâlâ derin bir hüzün ve sevgiyle anılıyorsa…
Âşık Ecevit’in aşk hikâyesi Sinop’ta herkes tarafından iyi biliniyorsa…
Bu, onların çok konuşmalarından değil…
Sahip oldukları o güzel ruhları ve vefalı gönülleri nedeniyledir.
Çünkü insanın “gerçek biyografisi”, özgeçmişinde değil; ardından anlatılan cümlelerde saklıdır!
Bir gün hepimizin kartviziti kaybolacak. Unvanlarımız başka isimlere geçecek.
Makam odalarımızın kapısında başka tabelalar asılacak. İmza attığımız dosyalar unutulacak. Banka hesaplarımız başkalarına kalacak. Fakat insanların hafızasında tek bir soru yaşamaya devam edecek:
Belki de hayatın en büyük başarısı, arkanızda büyük şirketler bırakmak değildir. Belki de en büyük başarı… Arkanızda güzel izler bırakmaktır.
Gerçek bilgelik, herkesin size “akıllı” demesi değildir.
Bazılarının sizi anlamayıp “deli” demesini göze alacak kadar vicdanınızın sesine sadık kalabilmektir.
Ammo Bahe ile Âşık Ecevit’in hayatı bana bunu hatırlatıyor.Onlar elbette kusursuz insanlar değildir ama rol yapmayan insanlardır.Bazı insanlar nefes aldıkları sürece yaşar.Bazıları ise, dokundukları kalpler attığı sürece…
Geride bıraktığımız en değerli miras; servetimiz değil, insanların kalbinde bıraktığımız izdir.