Birinci bölümün sonunda şu cümleyi kurmuştuk:
“Yapay zekânın amacı düşüncelerimizi okumak değildir. Asıl amacı, düşünmeden önce ne yapacağımızı mümkün olduğunca doğru tahmin etmektir.”
Peki ama bunu nasıl başarıyor?
Telefonumuz gerçekten bizi dinliyor mu?
Kameramız sürekli bizi izliyor mu?
Yoksa bunun arkasında bambaşka bir mekanizma mı var?
Aslında cevap, insanların sandığından hem daha basit hem de çok daha şaşırtıcıdır.
Çünkü yapay zekâ tek bir bilgiye bakmaz.
Milyonlarca küçük veriyi aynı anda değerlendirir.
Tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen bilgiler, bir araya geldiğinde insan davranışlarını şaşırtıcı derecede doğru tahmin edebilir.
Bir doktor düşünün.
Hastaya yalnızca ateşine bakarak teşhis koymaz.
Kan tahliline bakar.
Tansiyona bakar.
Nabza bakar.
Akciğer seslerini dinler.
Hastanın yaşını, geçmiş hastalıklarını ve şikâyetlerini değerlendirir.
Bütün bu bilgiler birleştiğinde teşhis ortaya çıkar.
Yapay zekâ da benzer şekilde çalışır.
Hiçbir veri tek başına önemli değildir.
Önemli olan milyonlarca küçük parçanın birlikte oluşturduğu büyük resimdir.
Günümüzde internete bağlı her cihaz, farkında olsak da olmasak da arkamızda sürekli dijital izler bırakır.
Sabah telefonu hangi saatte elimize aldığımız…
İlk açtığımız uygulama…
Bir videoyu kaç saniye izlediğimiz…
Bir haberi sonuna kadar okuyup okumadığımız…
Bir fotoğraf üzerinde ne kadar durduğumuz…
Hangi mağazaların önünden geçtiğimiz…
Hafta sonları hangi saatlerde dışarı çıktığımız…
Bütün bunlar aslında birbirinden bağımsız görünen küçük verilerdir.
Fakat yapay zekâ bunların hiçbirini ayrı ayrı değerlendirmez.
Hepsini tek bir davranış haritası hâline getirir.
İşte bu yüzden teknoloji şirketlerinin en büyük sermayesi petrol değil, veri değil; davranış modelleridir.
Çünkü insan davranışı tamamen rastgele değildir.
Hepimizin farkında olmadığımız alışkanlıkları vardır.
Belirli saatlerde acıkırız.
Belirli saatlerde alışveriş yaparız.
Belirli haber türlerini daha uzun okuruz.
Belirli insanlarla daha sık iletişim kurarız.
Yapay zekâ bunları bizden daha sabırlı bir şekilde izler.
Aslında yapay zekânın yaptığı şey biraz da olasılık hesabıdır.
Diyelim ki son üç haftadır doğa yürüyüşü videoları izlediniz.
Haritada birkaç kamp alanına baktınız.
Bir arkadaşınız size kamp fotoğrafları gönderdi.
Hafta sonu spor mağazasının önünden geçtiniz.
Bunların hiçbirinde “kamp sandalyesi satın alacağım” yazmaz.
Ama sistem milyonlarca insanın geçmiş davranışlarını karşılaştırarak şu sonuca ulaşır.
“Bu kişinin kamp ekipmanlarına ilgi duyma olasılığı yükseldi.”
Ertesi gün karşınıza çıkan reklam işte bu olasılık hesabının sonucudur.
Telefon düşüncenizi okumamıştır.
Sadece ihtimali doğru hesaplamıştır.
Esasında bizi düşündürmesi gereken nokta tam olarak burasıdır.
Çünkü yapay zekâ yalnızca bugünkü davranışlarımızı analiz etmiyor.
Her gün kendisini geliştirmeye devam ediyor.
Her tıklama…
Her arama…
Her beğeni…
Her paylaşım…
Her konum bilgisi…
Modeli biraz daha güçlendiriyor.
Bir süre sonra sistem yalnızca ne yaptığımızı değil,
ne yapma ihtimalimizin yüksek olduğunu da öğrenmeye başlıyor.
İnsan zihni çoğu zaman kendi davranışlarını özgürce seçtiğini düşünür.
Oysa davranışlarımızın önemli bir bölümü alışkanlıklardan oluşur.
İşte yapay zekâ tam da bu alışkanlıkları matematiksel modellere dönüştürüyor.
İşte bu yüzden birçok insan zaman zaman şu duyguyu yaşıyor:
“Sanki telefon beni benden daha iyi tanıyor.”
Aslında tanıdığı şey zihnimiz değil.
Davranışlarımızdır.
Ve çoğu zaman davranışlarımız, düşüncelerimizden daha fazla şey anlatır.
Bugün yapay zekâ dijital izlerimizi kullanıyor.
Peki ya yarın?
Yarın yalnızca telefonumuz değil;
Akıllı saatimiz…
Akıllı yüzüğümüz…
Akıllı gözlüğümüz…
Kulaklığımız…
Hatta belki kıyafetlerimiz bile aynı yapay zekâ sistemine veri göndermeye başlayacak.
Kalp ritmimiz…
Uyku düzenimiz…
Stres seviyemiz…
Göz hareketlerimiz…
Dikkat süremiz…
Bütün bunlar aynı model içerisinde birleşecek.
İşte o zaman çok daha farklı bir döneme gireceğiz.
Belki telefonlarımız yine düşüncelerimizi okuyamayacak.
Fakat duygularımızı, zihinsel durumumuzu ve karar verme eğilimimizi bugünkünden çok daha doğru tahmin edebilecek.
İşte üçüncü bölümde tam da bunu konuşacağız.
Akıllı saatler, akıllı yüzükler, Beyin-Bilgisayar Arayüzleri (BCI), Neuralink ve gelecekte insan zihnine ne kadar yaklaşabileceğimiz…
Çünkü asıl büyük değişim, telefonlarımızda değil; insan ile makine arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasında yaşanacak.
Devam edecek…