Bundan önce “çerçeve yasa” ile kaleme aldığımız bu serinin ilk yazısında, konunun önemine dair aşağıdaki cümleyi yazının spot cümlesi olarak belirlemiştik: “Kürt sorunu bağlamında çözüme yönelik oluşturulan meclis komisyonunun çalışma ve çabası sonucunda, elde edilen yazılı müktesebata bakıldığında, siyasi partiler ile STK’ların konuya dair söylem ve eylemleri, “eğer doğru okunursa” karşımıza “çerçeve yasa” nın açık bir izdüşümü olarak çıkacaktır.”
Bu çerçeve yasanın çıkmasını ve en iyi bir şekilde uygulanmasını isteyenler arasında en başta terörden çok çekmiş bulunan Kürtlerin kahir ekseriyetinin olduğu akıldan varestedir.
Bununu yanında, gerek İslami ve “insani” kaygılarla var olan sorunun (Kürt sorunu-terör sorunu) çözümünü isteyen çeşitli Müslüman çevreler, salt demokratik anlayış açısından konuya yaklaşan çevreler ile “kendi geleceklerine yöneleceğini düşündükleri beka sorununun ortadan kalkmasını isteyip yüzünü mevcut iktidara çeviren muhafazakâr çevreler.
Bu gruba muhafazakâr Kürtlerde dâhil edilebilir.
Bunun yanında, mevcut rejime(özellikle de AK Parti’nin temsil ettiği rejim) “sözde” kendi kurmayı düşündükleri bir rejimin kurulamayacağını bildiklerinden dolayı karşıt olup da PKK’nin silah bırakmasını kendi meşruiyetlerini yok saydığından dolayı karşı çıkan radikal sol çevreler ile milliyetçiliklerini bir tık ileri götürüp işi şovenizme vardıran milliyetçi/ulusalcı çevreler bulunmaktadır.
Sadece, kendisi de milliyetçi olmasına rağmen, o saydığımız çevrelere nazaran “devletin elde kalması”nı en hayati mes’ele olarak görüp kendini o durumu uygunluk içerisinde kodladığı bilinen Milliyetçi Hareket Partisi liderinin mecliste, DEM(HDP’li) vekillerle tokalaşması ile başlayan süreç, uzun bir dönem taraflar açısından istifham ve şüphe ile karşılanmıştı.
Bu durum ve Öcalan’ın reel sosyalizmin miadını doldurduğuna dair var olan bir gerçeği itiraf etmesi görünür olarak önümüzde, ama 7 Ekim sonrasında “yeniden” bir değişikliğe uğraması olası bulunan Ortadoğu’da, İsrail’in Kürtleri bahane kılarak birçok atraksiyona yönelebilme durumu ile 8 Aralık’ta Suriye’de oluşan rejim değişikliği ile ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları bir araya getirildiğinde, devletin, bir şekilde var olan sorunun çözümüne ihtiyaç duyduğu çok rahatlıkla söylenebilir.
Bir de, akıllı bir şekilde düşünürsek; Öcalan’ın da üzerine basa, basa vurguladığı üzere reel sosyalizmin kendi miadını doldurup tarihin tozlu raflarında olası yerini alacağı gerçeğinin iz düşümünü işaret ettiğimizde; bunun yanında baştan beri var olan stratejik, politik, kültürel vs. konumlanmanın “o da eğer öyle düşünüldü ise” bir Kürt devletinin bu topraklarda kurulamayacağı gerçeği de bize gösteriyor ki, çözümden başka bir seçeneğin olmadığı gerçeği apaçık ortada durmaktadır.
Bunlardan dolayı, ta 2009’larda “Oslo görüşmeleri” etiketiyle birkaç kez çözüm adına ortaya konan, ama bazı sebeplerden dolayı inkıtaya uğrayan çabaların ötesinde bir de görünmeyenler var.
O da, devletin kendi güvenlik kurumları aracılığıyla Öcalan, Kandil ve hareketin Avrupa kanadı(Diaspora) ile yapılan istişkâfi görüşmelerin aslında her iki tarafın arasında yapıldığı gerçeği (var sayım değil) şimdi bizlere göstermektedir.
Ki, bu görüşmelerin hülasası olarak mecliste tokalaşmayla başlayan ve birçok kesimi şaşırtan, birçok kesimi de hayal kırıklığına uğratan adım atmalar sonucunda, İYİ Parti gibi “milliyetçi/ulusalcı partiler hariç tüm partilerin üye vermesiyle oluşan komisyon aracılığıya STK’lar ile partilerin görüşlerine başvuruldu.
Bazen çok hızlı bir şekilde ilerleyen, bazen de gerek taraf olan “ana partilerin” kendi içerisinde var olan bazı sebeplerden dolayı gerileyen, hatta rafa kaldırılacağı yönünde insanı umutsuzluğa sevk eden komisyon çalışmaları nihayetinde tamamlanmış oldu.
Bu tamamlanan çalışmaların bir hülasası olarak ortaya adına “çerçeve yasa” olarak denilen bir yasa çıkmış oldu.
Şimdilik kaydıyla baştan belirtelim, bu yasa Öcalan’ı kapsamadığı gibi Kürt halkının insani anlamda hakkı olduğu halde elde etmesi gereken hakları kapsamayıp ona dair hiçbir bilginin bulunmadığı bu yasanın en öncelikli düşüncesi silahların bırakılmasına hasredilmiş gibi.
Kan akmayacak, her iki taraf kayıp vermeyecek(karşılıklı olarak “şehitler” gelmeyecek), toplumun tümüne pek yansımasa da Kürtlerle Türkler vb. arasında milliyetçilikler kapışması yaşanmayacak, başka yerlere göç edenlerin en azından bir kısmı kendi köyüne, şehrine dönecek; hayat yeniden kaldığı yerden devam edecek, maddi kayıplar mümkün mertebe telafi edilecek, şu ya da bu şekilde bir gelişmişlik kendini gösterecek vs… vs…
Bundan sonra kaleme alacağımız yazıda da, çerçeve yasada yer alan maddeler üzerinden bir sonuca ulaşmaya çalışacağız…
Devam edecek…
https://www.haberdurus.com/kose-yazilari/cerceve-yasa-2-6016