enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,6048
EURO
56,3841
ALTIN
6.785,41
BIST
14.427,57
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Hafif Yağmurlu
24°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
22°C
Salı Çok Bulutlu
24°C

Zénzerbe – 3 / Sait ALİOĞLU

Zénzerbe – 3 / Sait ALİOĞLU
REKLAM ALANI
11.09.2026
0
A+
A-

Bu yazımız “Zénzerbe” başlıklı yazı serimizin üçüncü yazısı.

İlk yazıda, konu ile ilgili birçok bilgiye yer vermiştik.
İkinci yazımızda ise, konunun, bizim aile için ne anlam ifade ettiğini dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.
Bunun bizim aile için maddi, manevi ve manevi yön ile bağlantılı bir şekilde işin duygusal tarafına da değinmiştik.
Konu ile ilgili olarak esas anlatmamız gereken bölüm, işin o duygusal tarafı açısından bu bölüm dersek abartmış olmayız.
En büyük dedemiz(Molla Bekir) medrese mezunu olup aynı zamanda ata, dede mesleği olarak marangoz ustası olarak ta çalışmış; kendi imkânları ölçüsünde çocuklarını okuttuğu gibi, bu mesleği de çocuklarına öğretmiş.
İşte, adını bilmediğimi söyleyip hangi cepheye gidip gelmediği meçhul olan amcamız dışında, adının Osman olduğunu yine büyüklerimden öğrendiğim topçu zabit(yüzbaşı) amcamız, medrese tahsili sonrasında –Osmanlı’nın modernleşme döneminde- askeriyenin de yeniden yapılanmasına Bağlı olarak Harbiye’ye girmiş ve birçok görevi ifa ettikten sonra katılmış olduğu Plevne kuşatmasında akli melekesini yitirip malulen emekli edilmiş.
İşte bu amcamız, ömrünün son demlerine kadar bizim baba/dede evimizin zénzerbesinde yaşamaya başlamış.
Osman dedemiz dil konusunda çok şanslı imiş; annesinden Kürtçe, babasından Türkçe, medreseden Arapça, Farsça, daha farklı inançlarda insanların bir arada yaşadığı o dönemlerde Ermeni komşularından Ermenice, Süryani komşularından Süryanice dilin öğrenmiş ve bu dillerde de müzikle uğraşıp; o akli dengesini yitirdiği ömrünün son demlerinde komşuları, akrabaları olan Kürtlerin, Türklerin ve Arapların düğünleri ile birlikte –o da davet edildiği için- Ermeni ve Süryani komşularının düğünlerinde de türkü söyleyip müzik icra edermiş.
Bağlama dahil birçok sazı dahi ustalıkla çalarmış!
Rahmetli babamda çocukluğunda amcasının davet edildiği düğünlere gider, amcasından ya bir hoyrat, ya bir gazel, ya bir türkü ve bir de diğer dillerde icra ettiği müzik eserlerini dinlermiş.
Biz de bu vesileyle onlardan kültürel miras adına dil olarak Türkçe ve Kürtçe ve bir de amcamızın icra edip babamızdan da bize intikal eden bir külliyat kaldı.
Bu maddi miras değil, kültürel bir miras!
Bu mirasın canına kurban!
Para olsa idi çoktan suyunu çeker, ev, hane, iş yeri olsa, kuşaktan kuşağa birkaç kez el değiştirirdi.
Ama yaşayan/yaşatılan soyut değerler babından kültürel bir miras!
Bu mirasta “esas pay kimin?” dense, bu payın çok büyük kısmını, adını bilebildiğim-bu seri yazıları okuyup takip edenler arkadaşlar bilir- Adı Anzılha olan büyük babaannemizindir diyebilirim.
Zira o babaannemiz, kendi anadili olan Kürtçe ile Türkçe bildiği türküleri, masalları Harbiye’ye emanet ettiği çocuklarına ve babama aktarmış ve onlar bir kartopu misali büyüyüp kültürel bir miras olarak torunlarına, yani bizlere soyut, ama yaşanan kültürel bir miras olarak intikal etmiş.
Tecrübeye bakıldığında “her şey birbirine bağlıdır.”
O zénzerbe olmasaydı, Osman amcam akli melekesini yitirip askeriyedeki görevinden malulen emekli edilip memleketine gönderilmese ve orada kendine bir dünya kurmamış olsaydı; maddi, manevi ve bir miktar hüznü kendi içinde barındırmamış olsaydı, ne bu yaşanmışlıklar olur, ne de biz bunları kaleme alabilirdik.
Yani kelebek etkisi kendini birçok yerde olduğu gibi burada da göstermiş oldu!
Şimdi ise ne o güzelim zénzerbeler, ne tandırlar, tandırlıklar kaldı; geriye modern, ama beton binalar ve onların arasında yok olan hayatlar kaldı.
Her şey turizme kurban edildi; din, kültür, yemek, içmek, cadde, sokak ve dahi zénzerbeler.

REKLAM ALANI
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.