Tetirbelerin kendine has bir özelliği vardı. En başta bir adım ötede durdukları ve yapısal konumlarından dolayı, şehrin dağdağasından, stresinden, gürültüsünden korunmuş vaziyetteydi. İkinci olarak da bir defa, o tetirbeyi oluşturan her evin sakini, ekseriyetle birbirleriyle yakın akrabaydılar. Bu yüzden çoğu kez, İlişkiler sıcak ve canlı olurdu. Öyle ki, o aileler, birbirlerinin maddi durumundan, bir yığın şeye kadar ilk elden bilgiye sahiptiler, bu da haliyle akrabalar arası ilişkilerin daha sağlam olmasını sağlıyor, paylaşmayı arttırıyor, karşılıklı bir güven durumu oluşturuyor, dostluğu, kardeşliği pekiştiriyordu.
Tetirbeyi oluşturan hemen her evin maddi planda, kendine zamanın şartları içerisinde yeterliği söz konusu idi! Genellikle iki katlı ve avluya bakan odalar, çardak, zahire damı, ekmek pişirilen, çamaşır yıkanan, banyo yapılan bölmeler ve mevsimsel olarak işlevselliği olan, adına zerzembe denilen yarı bodrumlar evin bütünlüğünü oluştururdu.
Genellikle her avluda süs türünden mermer bir havuz, ya da el yüz yıkamak için siyah bazalt taştan curunlar (kurna) olurdu. Avluda şehrin yapısına uygun oranda asma(Arış), akasya vb. türü ağaçlar, envai çeşit gül ve çiçek tarhları olurdu. Genellikle kırmızı ve beyaz güller… Şehrin çelebisi bazı ihtiyar amcalar bu gülleri yetiştirmek için uğraş verirlerdi… Yukarıda dedik ya ‘her evin maddi planda, kendine zamanın şartları içerisinde yeterliği söz konusu idi…”
Zerzembeler de bunlardan birisiydi. Ki, zérzembelere yapısı gereği kışın soğuğuna, yazın ise sıcağına karşı sıcak ve serin bir set çektiğinden olsa gerek, evin ihtiyar sakinleri günlerinin önemli bir kısmını oralarda geçirirlerdi.
Hele birde evin ihtiyar kadınlarının, ninelerinin uzun kış geceleri hem ısınmak, hem çevresinde uyumak ve hem de çoluk çocuğa masal, destan, hikâye anlatmak için oturma odasının tam ortasına yapılan ve adına tandır denilen bir nevi kuzine benzeri yapılar da işlevsel açıdan hatırlanmayı elzem kılar!
Tandır, dört tarafı demirden ya da ahşaptan kare bir yapıydı. İç tarafın tam ortasına içerisinde köz halde bulunan ateş olan bir mangal, tandırın üzerinde ise sıcaklığı muhafaza etsin diye atılan kat kat battaniyeler olurdu. Onu kullanan herkes ayaklarını ona doğru içe doğru uzatır, sırtlarını ve yanlarını ise yastıklarla tahkim eder, zaman geçirirlerdi. Zaman ilerleyince de uykusu gelen üzerine bir örtü atar ve olduğu yerde uyuya kalırdı. Anlatılan masallar, destanlar, hikâyeler, söylenen türküler, şarkılar ve uzun havalar, hoyratlar, ilâhiler, beyitler ve kasideler ise işin cabasıydı…
Sonbaharda üzerleri, loğ denilen mermer türü yuvarlak bir silindirle loğlanan toprak zeminli damlara yazın üzerinde yatabilmek için ahşaptan yapılan taxtlar konur, çevresi ve üstü sıcağa, sivrisineğe karşı tüller çekilirdi. Ki, o tülden korunağa cibinlik denirdi…
Damın üstüne ve evin ikinci kat odalarına, çardağa çıkmak için genellikle duvara bitişik taş merdivenler olurdu. Ve çardağa çıktığınızda şimdi sizler için betonarme karkas modern zindanlarda ferahlık mekânı olarak değerlendirdiğiniz balkonları(!) asla ve asla aratmayacak oranda klasik bir hayat, ince bir zevk ve az şekerli ikindi sonrası kahvesi, yukarıdan sarkan sarmaşık dalları, avludan gelen gül ve toprak kokusu ve havuzdaki fıskiyeden sıçrayan su damlaları modernizme inat sizi o taş evlerde ve tetirbelerde ana arterlerin stresine, zorluğuna ve şehrin, daha doğrusu zamane kentlerinin keşmekeşliğine karşı korurdu…
https://www.kitaphaber.com.tr/tertirbe-2-k8070.html